29 Aralık 2020 Salı

TOP

Ağızlarını, kıçlarını başlarını
toplayamazlar da,
topu bir araya gelip
top çevirirler aralarında arsızca,
söz konusu
FENERBAHÇE olduğunda..

Kiminin topu çıkar
ama çıkmamış da olabilir tabi..
Kimi patlak top paylaşır
resmi hesaptan..
Esasında hepsi
“alevli top” sülalesine mensuptur!

Bazısı geceleri “kara” bulur da
vicdanları,
geçmişleri
kapkaradır asıl..

İş sıkıya binince
kirişi kırıp topuklayanların
menfaat için
topaç gibi döndüğüne
şahit oldu bu gözler..

Topun çıkıp çıkmadığına dair
delil arayanlar,
uydurma fezlekelere sığınıp
delil olmadan
topluca
bir camiaya saldırmaktan
geri durmazlar mesela..

Topun çizgiyi geçip geçmediğini
milyon kameradan
çözemeyenler(!)
topun ele bile değmediği pozisyonda
şahin göz olup
ahlak abideliğine soyunurlar
mesela..

Yıllarca
gözünü toprak doyurasıcılarla
“paralel” top çevirerek
parsayı toplayanlar
sütten çıkma ak kaşık olup,
bi de adalet bekçisi kesilirler
üstüne..

Paçalarını toplayacak halleri olmadığı halde
perde arkasından, önünden
toplu kayırmalarla
vaziyeti toparlayan
topsuz alanda çirkeflik doktorası sahiplerinin
prim yaptığı
bi mecra bu ülke futbolu..

Topun kale çizgisinden
nerdeyse 1 metre içerde olduğu pozisyonda
gol verilmedi misal.
Tabi FENERBAHÇE aleyhine…
Top elle arasına
“sosyal mesafe” koyup giderken
penaltı çalındı defalarca..
Yine FENERBAHÇE aleyhine..

Adam öldürmeye teşebbüslük harekete
topa müdahale deyip
penaltı verilmediği oldu yahu..
Elbette yine FENERBAHÇE aleyhine..

Dışardan çevrilen topla
FENERBAHÇE kalesine gol atıp
şampiyon olan bile var..

Bu ülkede herkese top yuvarlak,
bi tek FENERBAHÇE’ye köşeli..

Ama hala
toplu cinnet halindeler
içten içe..
Aklımızı başımıza bi toplarsak
nal toplayacaklarını
çok iyi biliyorlar çünkü..



23 Aralık 2020 Çarşamba

PEMBE KART

Futbol terimleri başkalaşır,
kural kitabı bile
ıskartaya çıkar
söz konusu
FENERBAHÇE olduğunda..

Pozisyon
kurala göre
ofsayt değilse bile
vicdanları(!) sızlatır,
“vicdani ofsayt” olur..

FENERBAHÇE’ye penaltı çalınmışsa
o penaltı etik değildir..
FENERBAHÇE’nin penaltısı “çalınmışsa”
etik oğlu etiktir..

Attığı gole
pierro, çizgi mizgi ne varsa
toz konduramadığı halde,
“evet gol
ama hakem bu golü
nasıl gördü ya”
denmişliği var..

FENERBAHÇE’nin lehine
gol, penaltı,
kırmızı kart, ofsayt
kabak gibi ortadaysa
o pozisyon
herkese göre gridir..
Mor da olabilir
yerine göre..

FENERBAHÇE kaybetmişse
hakemi de yenmelidir.
Kazanmışsa
hakem maçı katletmiştir.

Rakip takımın
hocası, başkanı
kaybettikleri maçtan sonra
“biz bugüne kadar
hakem hakkında konuşmadık ama…”
diye başlar söze..
Ha tabi
maçın oynanacağı hafta boyunca
güvenlik kameralarına bile
hakemler hakkında
konuşmuş olmaları da
cabası..

Rakip kaybetmişse
manifesto bellidir, klasiktir..
Bu hakemlerle lig bitmez!
Plase
“FENERBAHÇE’nin
hakemle kazanmaya
ihtiyacı yok”

Maç gündüz oynanmışsa
“futbolun kara günü”dür..
Akşam oynanmışsa
“kara gece”..

Rakip kırmızı görmüşse
hele hele iki kırmızı görmüşse
o kartlar külliyen yanlıştır,
faciadır..
O kartlar kırmızı değil pembedir..
Hadi bilemedin turuncu..

Söz konusu FENERBAHÇE’yse
renkten renge girer
Türk futbolu..
Vişne “çürüğü” de olur
siklamen de..
Esasında tamamı
aynı bokun laciverdidir
SARI LACİVERT’e karşı..

 




22 Aralık 2020 Salı

LEFTER’BİYE EFSANESİ

FENERBAHÇE Dereağzı Tesisleri’ne 
yolu düşen 
genç taraftarlar 
kapıdaki 
“LEFTER KÜÇÜKANDONYADİS”
 ismini gördüklerinde 
“şu tesise 
daha kısa bir isim verilemez miydi” 
diye düşünmüş olabilirler..

Adı efsaneyle eş anlamlı 
bir devin ismi 
nasıl kısa olsun ki?

Bir Rum balıkçının oğlu olarak doğdu 
Cumhuriyet henüz iki yaşındayken..

Bu ülkenin futbol tarihine 
“tarih” olabilme vasfı kazandıranlardan 
olmasına rağmen 
adının önündeki 
“Rum” patenti yüzünden çekti 
ne çektiyse..

Gün oldu 
en çok milli olan oyuncu 
O olmasın diye 
bir başka isim 
daha fazla oynatıldı milli takımda; 
gıkı çıkmadı..

Yaşamının her zerresini adadığı 
bu topraklarda 
sırf Rum olduğu için 
“vatan haini” diye evi basıldı 
ama 
evinin önünde toplanan FENERBAHÇE taraftarı 
“sana el kaldıranı söyle, bitirelim işini” 
dediyse de  
“işim intikam değil benim” diyerek 
gammazlamadı komşularını..

Adını söylemekte zorlananlara inat 
kariyeri boyunca attığı 
832 golle 
her futbol sohbetinde 
söylenmek zorunda bıraktı 
ismini..

Bugün FENERBAHÇE’liler için 
İstiklal Marşı’ndan hemen sonra gelen 
FENERBAHÇE Marşı’na 
adını yazdırıp 
ölümsüzleşti..

“Ordinaryus” dediler ona 
verebilecekleri daha üst düzeyde 
bir unvan olmadığı için..

Adı, yaptıkları 
kitaplara sığmazken 
“ALEX benden iyi topçu” 
diyecek kadar 
alçakgönüllü oldu 
ALEX, üzerinde onun formasıyla 
elini öperken..

Elini öpmek 
bir tarihe dokunmak demekti 
FENERBAHÇE’liler için.. 
Hastalandığında 
evinin önünde sabahlayanlar da oldu, 
yurdun her yanında 
dua edenler de..


Atina’da rahatsızlanınca 
“Beni ülkeme götürün” ricasını 
emir kabul edip 
ambulans uçak gönderdi 
sevdası uğruna 
özgürlüğünden olan adam..

Kuşdili Parkı'nda dikilen heykeli bile 
martılara şefkatle açtı kollarını..

Bugün doğumgünü
adının ölümsüz olduğu 
FENERBAHÇE stadının çimlerinden 
sonsuzluğa uğurlanan 
futbol kahramanının.. 


Sadece FENERBAHÇE’liler değil 
penaltı atan her futbolcu 
bir dua göndermeli ruhuna.. 
Çünkü bugün adı Süper Lig olan ligin 
ilk penaltı atan futbolcusu O!

Yabancı ülkelere transfer olan 
her Türk oyuncu 
saygıyla anmalı ismini.. 
Çünkü kulübüne 
bonservis ücreti kazandırarak 
yurt dışına transfer olan 
ilk futbolcu da O!

Onun adı 
efsaneyle eş anlamlı! 
FENERBAHÇE’yi 
FENERBAHÇE yapan 
değerlerden biri O!

Huzur içinde yat LEFTER! 
Yazdığımız defterlerde 
adın 
hep baş sayfada!



6 Aralık 2020 Pazar

HATIRLA

Sen FENERBAHÇE’sin!
Helal alın terine
çamur atmak için çevrilen
ne dolaplar, kepazelikler
gördün!

Ateşe verilen konfetiler oldu
cayır cayır..
16 dakika uzadı
ilk dakkasında bitmesi gereken
maçlar..

Kurtardığın penaltıdan sonra
attığın gol iptal edilip
penaltı tekrar attırıldı kalene..

Sen hücum ederken
adam öldürmeye teşebbüsten
ağır cezalık hareketlerde bile
verilmeyen penaltı
senin ceza sahanda
uçan kuşa verildi.

Attığın her golde
futbolun icadına kadar dönülüp
bir kusurlu hareket arandı.

Başkasının dediği “LAN”dan
oyuncunun atılmışlığı var!

Olmayan tükürmeden
12 maç ceza aldın.
Rakibinin cezası
1 gecede kalktı..

Ofsayt çizgisine bale yaptırıldı,
lehine olan görüntülere
abra kadabra..

Onuçekmebunuçeksporun
her dediği kutsandı,
yalanlarına belgesel çekildi..

Sahana gelirken
kafasını bantlayanlar,
çıkarken zımbalatanlar oldu!

Puanların, galibiyetlerin,
sevinçlerin, şampiyonlukların çalındı.
Hem de göstere göstere..
Hem de hiç utanmadan..

En ağır iftiraya uğradın,
hapse atıldın,
yargılandın,
kalemin kırıldı.

Otobüsün kurşunlandı,
yine sen suçlu oldun!

Önüne yıllar önce atılan sakalın
diyetini ödeyenlerin
bozuk çalması da ilk değil,
palabıyıklı düdüğün
burma burma çalması da..

Hatırlayacaksın evet!
Hepsini bir bir hatırlayacaksın,
doğru!

Ama hatırlatacaksın da
adının FENERBAHÇE olduğunu!

Yapman gereken belli..
Bıyıklıya sinek kaydı tıraş,
sakalının peşinde olanlara ağda..

Ama sen
bu gereksiz tüyleri
komple temizlemezsen
bugün palası, yarın bademi,
öbür gün kaytanı çıkacak
piyasaya..

Hafızasını satılığa çıkarmış
Türk futbolunun
her aygıta giren
usb belleğidir FENERBAHÇE!

O belleği
her dizüstü çökene
her masaüstü iş bitirmeye yeltenene
sokma vakti artık!

Çünkü sen hatırlatmazsan
kim olduğunu,
hatırlanacak bi şey kalmayacak
yakında!
 




2 Aralık 2020 Çarşamba

FENERBAHÇE DÜŞMANLIĞININ KISA TARİHÇESİ

Çok eskidir bu ülkede
FENERBAHÇE düşmanlığının tarihi..
Kurcalarsan
taa sümerlere kadar dayanır!

Sadece eski değil
köklüdür de..
köksalmıştır
federasyonunundan yayıncısına
her kurumun içinde..

Kah kovana
arıboğan bi böcek sokulur,
kah helvacıya kavurtulur
kokuşmuş koruklar..

Bi taraf’larının
koftirik belgecisine taşıtılır
valizle yalanlar..
Burnunu her deliğe sokunca da
valiziyle birlikte
içeri atılır…

Ordan şuraya transferleri bile
şaibeli, alicengizlidir,
dürüstlükle falan
yoktur alakaları..

Bazen çakırın oğludur,
bazen müftünün oğlu,
bazen de namınoğludur
düdüğü öttürenler..
Esasında
kendilerini öttürenlerin
oğullarıdır hepsi..

Göçeklikten köçekliğe terfi eder
kimileri
zillerini takanların emrinde,
krallıktan kaçaklığa döner
kimileri de
vatan hainliğinden..

Ya derelidir ya denizlidir
coğrafik olarak
haram ekmeklerinin
diyetini ödeyenler.
Ama sonunda
okyanus ötesine dökülürler
mutlaka..

Heykeli dikilecek
özü de birdir bunların,
söküğü dikilecek üveyi de..

Soyları ulu olanları da vardı
kağıt üzerinde,
soysuzluğun kitabını
yazacak olanları da..

Biplenip mamalanırlar,
hüpletip götürürler
cukkayı..

An olur paralel olurlar,
an olur yamuk
tıynetleri gereği..
Bi düzgün işleri görülmemiştir.

Biri gider,
öteki gelir..
Düzenin çarklarına
çomak sokmadıkça da
bu böyle..

Paratoneri tarator olan
iğrenç bir alengir sofrası
kurdukları..
Tası tabağı itelemekle
servis gecikir ancak..
Masayı devirmek lazım
sofralarını
ters yüz etmek için..


3 Kasım 2020 Salı

 “HAYAT”TIR FENERBAHÇE

En “olmaz” denen anda olan,
“enkaz” denilirken mucize olan,
her defasında küllerinden doğan,
sevincinin mayasına
acıyı da katan
bir gerçektir FENERBAHÇE..
Tıpkı hayat gibi..

Canımız yanar,
içimiz kanar,
yine de tutunulur
sımsıkı
sevgisine..

Mutluluğunun tarifi olmaz,
ızdırabı iliklere kadar yaşanır..

Başına bir hal gelecek olsa
her güce karşı durulur
kahramanca savunurken..

Doğumda, düğünde de giyilir,
tabutun üstüne de örtülür
ÇUBUKLU’su..

Hiçbir şart, durum, skorda dahi
umut kesilmez,
umudun ta kendisidir o!

Vazgeçilmez!
Terkedilmez!
Sırt çevrilemez!

Her kaçan gol
hayatta kaçırdığımız
fırsatlar kadar
koyar..

Her çalınmayan penaltıda
çalınan haklarımız gelir
aklımıza..

Topla ceza sahasında
her buluşmada
sevgiliyle buluşmuş gibi
heyecanlanır yürekler..

Her atakta
SARI LACİVERT dava için
sokaklara akın etmişiz gibiyizdir
hepimiz..

Formasını giyene
evladımız gözüyle bakar,
o formayla tarihe mal olmuşları,
o formaya ömrünü adayanları
aile büyüklerimiz sayarız..

Deplasman tribününde
can veren de,
lanet hastalıklarla savaşıp
cennete ÇUBUKLU sevdasıyla giden de
kardeşimiz olur.
Ayrı bir yanarız onlar için..

Hata yaparız, ders alırız..  
Güçlendirip kadroyu
yeniden sıvarız kolları
“ya bismillah” deyip..

Sahada
inatçı, istekli,
rakibini titreten
bir takım gördükçe
aynı muameleyi çekeriz
ekmek kavgasında..

Ayarını bulup
çok daha iyisini yapacağının
işaret fişeğini yaktığındaysa,
içimizde yanmaya başlar
meşaleler..

Gidemeyiz yanına,
özleriz çok.
Hasretinden
eski fotoğraflara
videolara bakarız,
burnumuzun direği sızlar
tıpkı ailemizden uzak kaldığımızda
olduğu gibi..

Kavuşmanın hayalini kurarız
bu yüzden
gece gündüz
durmadan..

Hayat gibidir demek
yanlış aslında..
Hayatın kendisidir
bizim için FENERBAHÇE!


26 Ekim 2020 Pazartesi

SAĞLIK TARAMASI

Kendi taraftarlarını
kardiyolojik, psikolojik testlerle yoğurur ama,
narkozdan çıkar çıkmaz
hastalıklı Türk Futbolunun
“sağlık” sistemini de
çökertir FENERBAHÇE..

“Ex” denirken
kalbi atmaya başlayınca
felekleri şaşar
işkembeden teşhis koyanların..

Öyle ki,
yediği golün VAR incelemesine
“sağlık taraması” benzetmesi yapanların,
attıkları golden önceki
yağlı güreş, boyunduruk usulü
check-up’a
kimsecikler ses etmez..

Hatta
“bize niye kırmızı kart çıkıyor ya”
diye de
“ağlak taraması” bile yaparlar
hiç yüzleri kızarmadan..

Yıllarca
yanındakiler ve arkasındakilerle
iş yapanlar
“bundan böyle
kimsenin yanında da
arkasında da değilim”
kabadayılığına soyunur
bi çırpıda..

“Sevgi kurşun geçirmez” sözünden
provokasyon kokusu alır
boğazlarına kadar
pisliğe batmış
“kurşun sevici” burunlar..

İkram tadında bir gol atınca
bi taraflarını kaldırılanlar,
3 tane birden yemenin hezimetini
kaldıramazlar elbet..

Puan tablosunda
kadraja bile giremeyenler
darı ambarı hayali kurup
oynayacakları maçı
“derbi” zannetme paranoyasına kapılırlar
her defasında..

“1 attık, 2’yi istedik.
2’yi attık 3’ü istedik.
3’ü de atınca 4’ü istedik.
4’ü kaçırdık” diye de
matematik dersi alırlar sonunda
kaçıncı kuşatmadan döndüklerini
hesaplayamayan kafalar..

Talimatla çalışan düdükler de
kurtaramayınca
üfürükte penaltı,
birbirine dolaşan ayaklarda faul arar,
siyasi yakınlıktan
hipermetropa çalan gözler..

FENERBAHÇE’nin
her golü,
her galibiyeti
akıllarını alır,
paranoyak olurlar.
Mideleri bulanır,
gastrit olurlar.
Başları döner,
vertigo olurlar..
Alevli toplardan mütevellit
bi soğuk soğuk terleme,
bi titreme alır ki
sormayın gitsin!

Hastalıklı futbol ikliminin
tedavisidir
bu ülkede FENERBAHÇE..
Yine de
tansiyonu kaldıramayan
hasta kalmaya yeminli bünyelere
“tansiyon ilacı”
tavsiye edilir itinayla!


6 Ekim 2020 Salı

BİLİYORUZ DEĞİL Mİ?

Bu ülkede
sürekli
kendisine vurulan prangaları kırmak,
hakemi de yenmek,
suçsuz olduğunu ispatlamak
zorunda bırakılan
tek bir kulüp var!

O yüzden
her ne kadar
gülüp eğlenmiş de olsak
transfer dönemini
uçak kaldıra indire
rakiplerinin uykularını kaçırarak
tamamlayan
FENERBAHÇE’yi
neler beklediğinin
artık herkes farkında..

“Limidini limidini
limidini deldim,
paralı mı sandın
bedavaya aldım” tadında
bir transfer sezonundan sonra
oynanacak sezonu
bize zehir etmek için
akla gelmeyecek
her oyunun oynanacağını
hepimiz biliyoruz değil mi?

Saçmasapan bir mantıkla
limit koyanlara,
o ateşin altına
“leyla”lı odun atanlara
meydan okumamız karşılığında
canımıza okumak için
kıçlarını yırtacaklarını
hepimiz biliyoruz değil mi?

Sırf “bunca transfere rağmen
başarılı olamadılar”
diyebilmek için
satılık kalemleri,
“düdük”lü tencereleri,
talimatlı kurulları,
uyduruktan kuralları,
lobileri,
FENER’ofobileriyle
dört koldan saldıracaklarını
hepimiz biliyoruz değil mi?

18 transfer yaptığımız dönemi
13 milyon Euro karla kapattığımızın
ertesi günü
neden devlete
13 milyon TL borçlu çıkarıldığımızı
hepimiz biliyoruz değil mi?

VAR’ın aleyhimize
canavarlaşacağını,
gollerimizin ofsayt,
penaltılarımızın buhar olacağını
hepimiz biliyoruz değil mi?

Futbol literatürüne
vicdani ofsayt,
göreceli faul,
penaltı gibi penaltı,
gol ama etik değil,
çizgiyi geçti ama gol değil gibi
nice yeni terim ekleneceğini
hepimiz biliyoruz değil mi?

Bununla birlikte
bolca transferle kurulan kadrodan
hemen dipçik gibi bir takım
çıkmayacağını,
alışma, bocalama süreçlerinin
yaşanacağını,
sabır ve destek saflarını
hep sıkı tutmamız gerektiğini de
hepimiz biliyoruz değil mi?

Biz n’apıp edip
birbirimize girmeyi yine başarırsak
daha da azıtacaklarını
ve ekmeklerine yağ süreceğimizi de
hepimiz biliyoruz değil mi?

Biliyoruz tabi!
Ama adımızın FENERBAHÇE
damarlarımızda akan kanın
SARI LACİVERT olduğunu da
biliyoruz.. 

Unutulduğu zaman da
bunu hatırlatmayı
çok iyi biliyoruz!




3 Ekim 2020 Cumartesi

BİRLEŞMİŞ MİLLETLER

Kendisine konulan limiti
transfere doymayarak
darma duman eden
FENERBAHÇE’nin kadrosu
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan
hallice..

Bi de üstüne
“bu sezon çok TATLI olacak”
diyenlere inat
iyice çikolata rengine
boyadık
takımı..

King Kong’un memleketi
Kongo’dan
TISSERAND’ı,
röveşata manyağı mübareğin
hemşehrisi
Senegal’li THIAM’ı aldık..
Sonra “tek kalmasın yazıktır” deyip
CISSE’yi
Vecihi makyajıyla getirip
ikiledik Senegal’lileri..

100’ümüzden 99’unun
haritada yerini bulamayacağı
Yeşil Burun Adaları’ndan
RODRIGUEZ kadrodaydı zaten..
Gittik bi de
haritayı ikiye bölmekle meşhur
Ekvador’dan VALENCIA’yla
başlı başına belgesel konusu olan
Tanzanya Canavarı
SAMATTA’yı kattık ileri uca..

Brezilya’dan da
sütlü çikolata GUSTAVO var..
Ki iyi ki var..
Başka bi sütlü çikolata
JAILSON’u da
daha yeni Çin’e yolladık..

Sarışın mavi gözlü değilsen
dayak yiyeceğin
Danimarka’dan bile
bir siyahi bulmayı başarıp
getirdik ZANKA’yı..

Casablanca’sına yandığımız
Fas’lı DIRAR’ı da
çikolatadan sayabiliriz
pekala..

Antalya’dan aldığımız
Türk milli takım oyuncusu
NAZIM bile
çikolata kıvamında..

Ha tabi bu arada
soyadı SANGARE diye
onun Türk olduğunu bilmeyen
filozof(!) milli takım hocası
ALTAY’ı da
Uruguay’lı falan
sanıyor olabilir..

Uruguay demişken
LEMOS’u da alınca
tamamladık
neyse ki
Güney Amerika üçlemesini..

Arada tek Avrupa’lı
Çekya’lı NOVAK kaldı ki
onu da trabzondan paketledik..
Hazır paketi yaparken
bi de Arjantin’li SOSA’yı
sıkıştırdık araya..

Daha da
iki Arjantin'li birden yolda..

Pasaportu Türkiye olup,
FENERBAHÇE düzeyine
Fransız olanları saymıyorum bile..

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun..
Böyle bir takımın
iki üç haftada
esip gürlemesini mi
bekliyordunuz yani?.

Az bi durun..
Hele milletler bi birleşsin,
fırtına da oluruz,
boran da..

3 puan iyidir iyi..
Şampiyonluk puanına
3 artı yazar..



2 Ekim 2020 Cuma

GALATASARAY'I SEVİYORUM

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü ne zaman 
“re re re ra ra ra 
Gassaray Gassaray cim bom bom” diye 
bağırıldığını duysam 
“mazinde bir tarih yatar 
yaşa FENERBAHÇE” demekten 
daha fazla haz almam gerektiğini 
bir kez daha anlıyorum..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü sayelerinde
6 çok güzel bir rakam..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü SARI’nın yanında 
her kırmızı görüşümde 
yeni baştan tanık oluyorum 
LACİVERT’in SARI’ya 
ne kadar yakıştığına..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü sayelerinde 
otomobil, 
bir iki çanta para karşılığında değil 
alın teriyle kazanılmış kupalarla övünmek 
ne demektir iyi biliyorum, 
evelallah..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü varlıkları 
kendi taraftarını bile 
-af buyurun- düdükleyen 
bir takımın taraftarı olmadığım için 
şükür sebebi..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü onlar yüzünden 
transfer şikesi, hakem ayarlaması, 
algı operasyonları gibi 
futbolun karanlık yanları hakkında 
epey bilgilendik 
neyse ki..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü sayelerinde gelişti
“I will survive”la yabancı müzik, 
“Şınanay da yavrum şına şınanay”la 
Türk Pop müziği 
kültürümüz..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü onlar olmasaydı 
4-0’lar,4-1’ler, 
0-3’ten 4-3’ler olmazdı, 
ben de böyle 
ballandıra ballandıra anlatamazdım..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü “Alicengiz”i 
başkanlarının kardeşi sanan
bir tanıdığım var, 
öyle ki 
gülmekten altına yaparsın!..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü kendileri ispatladılar 
cümle aleme 
rakı masasında 
adam satarak 
bir şeylerin 
zaman zaman sahaya da attıkları 
şişede durduğu gibi 
durmadığını..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü “üflemeyle sönmeyen ateş”in 
kimi yakıp kimi yakmadığını 
gözlerimle gördüm
sayelerinde..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü “vergi kutsaldır” kamu spotu 
daha anlamlı oldu 
üstün katkılarıyla..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü benim stadımın tuvaletlerinde 
yalnızca taharet giderilmesinin 
otoparklarında 
sadece park edilmesinin bile 
ayrıcalık olduğunu gösterdiler
eksik olmasınlar..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü logoları, marşları 
hatta tezahüratları bile çalıntı bir camia olması 
daha da anlamlı kılıyor 
sevdamın sahiciliğini..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü kazandığımız kupaların 
kaldırılış anlarını gösteren 
fotoğraflara bakarken, 
onları yırtmak 
ya da saklamak zorunda olmadığımı 
hatırlatıyorlar 
sağ olsunlar..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü bir gün 
erdemle ilgili bir kitap yazacak olsam 
sayelerinde 
negatif örnek bulmakta 
hiç zorlanmam..

Galatasaray’ı seviyorum.. 
Çünkü sayelerinde 
biliyorum ki 
beni FENERBAHÇELİ yaptığı için 
ALLAH’a ne kadar 
teşekkür etsem az!

 

 

NOT :
Yazıyı tekrar bulmama yardım eden
 @ustungor ‘e 
ve müzik hafızamı tazeleyen 
@BrcnAktkn ‘e 
çok teşekkür ederim.

 

27 Eylül 2020 Pazar

BELGESEL TADINDA
İşlerini hep 
çapulculukla yürütmelerine rağmen 
kendilerini kral ilan eden 
aslan sürüsü  
LACİVERT gökyüzünün 
SARI süsleri 
kanaryalarla karşılaştı yine..

Ama
her zamanki gibi değildi
her şey..
Kalabalıklara alışık
mücadele alanı
sessizdi bu kez..
Ve nasıl oldu bilinmez
kanaryalar
“ayak titreten”
ÇUBUKLU zırhlarından
mahrumdu..

Ama aslan sürüsü
daha kanaryalarla karşılaşmadan
goygoycu sırtlanlarını
sürmüşlerdi ortaya
hep yaptıkları gibi..

Palabıyıklı çakal da
aslan sürüsünü kolladı
bu goygoyun
zehrine kapılıp..

Eksilmesi gereken sürüyü
sürekli besleyip
tam kadro tuttu yeşil düzlükte..

Kanaryaların
kanat çırpışlarından bile
nezle olup
aksıra tıksıra
kapattı uçuş alanlarını..

Kanaryaların kalesine saldıran sürü
kanatları kendinden büyük
bir genç kanaryaya takıldılar
her defasında..

En can alıcı sahneler
ağır çekimlerle
tekrar gösterilmedi
kanaryalar uçarken..
Ama aslan sürüsü
tembel tembel yatarken bile
defalarca geldi ekrana..
Yönetmen de
sürüden olmalı..

Sonuçta aslan sürüsü
sırtlanlarının goygoylarına,
çakallarının kollamasına rağmen
yine diş geçiremedi
LACİVERT’e bürünmüş
kanaryalara..

Ama yeni bir araya gelen kanaryalar da
aslan sürüsünü inlerine süremese de
gelecekte
değil aslan sürüsü,
kartalı, hamsisi, baykuşu
toplanıp gelse
pabuç bırakmayacağının da
işaretini verdi.

Çünkü
ait oldukları doğanın kanunu
buydu zaten..

Efendim??
Pardon??
Futbol mu?
E ortada futbol mu bıraktılar ki
futbol yazalım?
Artık gidişat
belgesel tadında..

 

14 Eylül 2020 Pazartesi

 Ölümünün 23. Yılında “MEHMETÇİK” BASRİ DİRİMLİLİ anısına..

FORMANIN CANI
Tribünlerde
ve 3 Temmuz sonrası
adliye önlerinde sallanan
sarı bir bayrakta
başı sargılı
yüzü gözü kan içinde bir adam olarak
tanıyanlar var onu..

“Sağ kanattan öyle bir geldi ki” den
yıllar önce
sol kanattan gelişin
şiirini yazan isim oysa ki..

50 ve 60’lardaki 
FENERBAHÇE ve milli takımın 
hem “savunma bakanı” 
hem “hava kuvvetleri komutanı” o!

ÇUBUKLU’ya sadece alın terini değil, 
o alnından süzülen kanı da akıtan 
anıtlaşmış bir futbol kahramanı o!

Türk tiyatrosunun 
en büyük kahramanlık hikayelerinden biri olan 
“Vatan yahut Silistre” de bahsedilen 
Silistre’de doğan, 
FENERBAHÇE’ye karşı ilk kez 
İSTİKLAL isimli takımda, 
FENERBAHÇE formasıyla da ilk kez 
ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ KUPASI’nda oynayan 
lakabını adeta 
kaderin müjdelediği bir sporcu o!

Sahada aldığı kafa yarıklarının 
sayısını bile hatırlamayan, 
ezik kaburga yırtık lif ve adaleyle 
maçlara devam eden, 
4 kez çene kemiğini kırıldığını bilip, 
burun kırıklarını
saymaya gerek görmeyen, 
yara izlerini vücudunda 
madalya gibi onurla taşıyan 
bir futbol gazisi o!

Tekmeye uzattığı için yarılıp 
3 dikiş atılan kafası bandajlıyken 
2-1 gerideki takımı
10 kişi kalacak diye 
sahadan çıkmak istemeyen, 
o yarık kafayla bir de gol atıp, 
topa vurduktan sonra 
sahanın ortasında bayılıp kalan, 
kendine gelince kalkıp
hala maça devam eden 
gerçek bir efsane o!

Kıbrıs’ta futbol oynayıp 
antrenörlük yaptığı yıllarda
Rum çeteleriyle çatıştığı için 
Lefke’de bir sokağa adı verilen 
gerçek bir MEHMETÇİK o!

Formaya ruh ve can veren, 
canını da 
ömrünü adadığı FENERBAHÇE’sinin 
kulüp binasında veren 
bir gurur abidesi o!

Sargılı başı 
ve kanlı yüzüyle gülümsediği bayrağı
gördüğünde 
ona bir kez daha bak 
FENERBAHÇE’li Kardeşim..

O bayraktan 
ta yüreğine işleyen bakışı 
ait olduğun sevdanın 
paha biçilemez bir nakışı çünkü..





11 Eylül 2020 Cuma

 

İÇE SİNMEZ
Türk futbolunun
yazılı olmayan kuralı der ki;
FENERBAHÇE kazanmışsa
kimsenin içine sinmez,
yüreklere oturur,
vicdanlar(!) sızlar..

Golü aslında çizgiyi geçmez,
penaltısı skandal karar,
faulü nizami şarj,
tacı bile tartışmaya açıktır..

Hakemler ayarlanmış,
federasyon FENERasyon,
lig dizayn edilmiştir!

Çünkü FENERBAHÇE’ysen
hakemi de yenmelisindir,
federasyona rağmen
şampiyon da olabilmelisindir..

Kuralların
FENERBAHÇE’ye
doğru uygulanması
asla kabul edilemez,
kabul edilmesi
teklif dahi edilemez!

Attığı her gol,
lehine verilen her penaltı,
kazandığı her maç, 
alnının teriyle
bileğinin gücüyle
aldığı
her şampiyonluk
bu ülkenin dörtte üçünün
gücüne gider..

Aslında
FENERBAHÇE’nin gücüdür
güçlerine giden..

Gerekirse
kurallar yeniden yazılır,
yazılı kurallar
inkar edilir..

Elle oynanan topun,
aslında ele gittiğine dair
yeminler edilir..
Çok şartsa
topa
“Allah belamı versin ki
ben ele gittim” diye
ifade verdirilir..

Golü atan
ofsaytta değilse bile
“vicdani ofsayt” diye
bi kavram uydurulur ki
evlere şenlik..

Penaltısında
ayak kırılmadıysa,
kafa patlamadıysa,
kimse ölmediyse
“oyna devam” şarkısı söylenir
koro halinde..

Ama suç FENERBAHÇE’de..
Niye kazanıyorsun kardeşim?
Hem de 1-0 geriden gelip..
Hem de deplasmanda..
Hem de ligin ilk maçında..

İlk elin
günahı olmaz derler..
Günahı o kadar çok ki
Türk futbolunun,
sevapları da
FENERBAHÇE’ye yazsın
bi zahmet..



5 Ağustos 2020 Çarşamba

LİMİTSİZ
FENERBAHÇE’ye işkence etmenin,
acı çektirmenin,
adaletsizliğin
hiçbir zaman
limiti olmadı
Türk Futbolu’nda..

Buz gibi golleri eritildi,
kabak gibi penaltılarına
turşu kuruldu..
Göz göre göre,
alenen,
misal Denizli’de olduğu gibi
“cayır cayır”
şampiyonlukları çalındı..

Birileri
“ince ayar” çalışmalarla
“perde arkası” işlerle
kollanıp iteklenirken,
FENERBAHÇE
şike iftira kuyusuna itildi..

İtildiğimiz kuyu
mezara çevrilip,
her hafta
üstümüze toprak atıldı,
umutlarımız, hayallerimiz,
emeklerimiz
canlı canlı gömüldü..

ÇUBUKLU’ya hapsolmuş
sevdalı yürekler,
demir parmaklıklara
mahkum edildi..

Taşlandı,
“sopa”landı,
gazlandı
ve hatta
kurşunlandı!

Yalanla, dolanla
Avrupa yolları kapatıldı,
hakkı gasp edildi,
milyarca lira
zarara uğratıldı.

Biat etmediği için,
boyun eğmediği için,
sistemin kuklası olmadığı için
defalarca,
tekrar tekrar
cezalandırıldı!

Kurumlarıyla,
kurullarıyla,
“kutu”larıyla,
bedel ödetildi,
fatura hep bize kesildi..

Şimdi de
harcama limitiyle
harcamaya çalışıyorlar
koskoca çınarı!

Ama SARI LACİVERT yüreklerin
FENERBAHÇE’ye sevdasının
limitsiz olduğunu
yine unutarak..

Tosladıkları duvar
hala yerinde..
yıkamadıkları son kale
gedikler almış olsa da
hala ayakta..

FENERBAHÇE’linin
FENERBAHÇE’ye bağlılığına
ve mücadele azmine
limit koymaya kalkanları
bekliyor!

Denemesi bedava!



9 Temmuz 2020 Perşembe



DÖRT İŞLEM
Bi acayibiz
FENERBAHÇE’liler olarak,
kabul edelim..
Sevdaya el uzatıldığında
en balyozundan yumruk oluruz da,
kendi içimizde ayrışırız
hemencecik..

Hep bi matematiğimiz
şaşar zaten..
11 puan geriden gelip
şampiyon oluruz..
17’de 16 yaparız
sıkıya gelince..
103 gol atarız tek sezonda..
3-0’dan geri dönüp
4-3’ü buluruz..
10 kişiyle 6 atarız falan..


Alt tarafı dört işlem var
matematikte..
Onun da
yanlışlarını seçeriz
lazım olduğunda..

Gücünü TOPLAYIP,
okkalı bi tokadı
kuyunu kazanların
suratlarına ÇARPMAK varken,
aşkı ıskartaya ÇIKARTIP,
BÖLÜNMEYE yüz tutmak niye?

Ha bak bölünme deyince de
üstümüze yok ha,
doğruya doğru..

AZİZ’ciler, ALİ'ciler,
AYKUT’çular, ALEX’çiler..
ERSUN'cular..
Topçusunu her fırsatta
gömen de var aramızda,
ne yaparsa yapsın
Tanrı gibi görüp
kutsayan da…

LACİVERT’ten hazzetmeyip
sırf SARI giyineni de gördü bu gözler,
“SARI parçalılarda da var ya,
en güzeli LACİVERT” diyeni de..

Oysa ki SARI
tek başına sadece SARI,
LACİVERT sadece LACİVERT..
Yan yana olduklarında
ÇUBUKLU onlar..
Yan yana yıkılmaz bir duvar..

Eksilmeyeceksin Kardeşim..
Ne inancından,
ne umudundan,
ne mücadelenden
eksilmeyeceksin..


Bölünmeyeceksin
ocu,
şucu, bucu diye..
Fikir farklıları candır,
derin ayrılıklar cana kast..

Ha göre göre
bölmeyeceksin de..
Hata yaptığını,
yıprandığını, yıprattığını
göreceksin..


Ömür verdiğin sevdayı
omuzlayacak, düşürmeyeceksin;
çakalların kucağına da,
kendi hırsının, egonun eline de..

“Aynı sesi çıkarmadıkça
başarılı olunamaz” diyorsan
yükselen sese
kulak vereceksin..

Sevda da hepimizin,
dava da..
Tek başına
sahiplenmeyeceksin!


Eskiye sövmeyeceksin,
yeniyi dövmeyeceksin!
Başkanı, hocayı, topçuyu
ne hata yaparsa yapsın
pohpohlayıp övmeyeceksin!

"Enkaz devraldım"
edebiyatı yapmayacaksın
ama
enkaz da bırakmayacaksın!

Pantolon çekmeyeceksin,
ceketsizden hesap soracaksın!

Küsmeyeceksin
ne olursa olsun,
yeni gelene omuz vereceksin,
yol göstereceksin!


Vaziyet kötü,
gidişat vahim;
kabul..


Ama en olmadık zamanlarda,
en acayip refleksleri gösteren
güçtür FENERBAHÇE,
unutma!

Ve sen FENERBAHÇE olmadıkça
attıkları yumruğa makas,
sıktıkları mermiye taş,
golüne ofsayt,
penaltına “oyna” demeye
devam ederler..


Problem belli
ama çözüm de net!
Gücünü BÖLME!
Bir araya TOPLA!
Sıkı bir yumruk ÇIKAR!
Ve yüzlerine ÇARP!




2 Temmuz 2020 Perşembe

3 TEMMUZ NE ZAMAN BİTER?

Bir FENERBAHÇE’li olarak
son düdük çalmadan
“kazandık” dememeyi
öğrendik
elhamdülillah!

Suçlu değildik ki
aklanalım!
Savcı talebine
hakim kararına
ihtiyacı yok
SARI LACİVERT vicdanların..
3 Temmuz sabahı
zaten kararını verdi
FENERBAHÇE’li..

Ne alçak kumpasın maşalarının
yargılanması
bitirir
içimizdeki kor alevi
ne de mahkeme kararı!

Yargıtay
suçsuzluğumuzu onaylayıp
tokmağı vurduğu an da
bitmeyecek
o yangın!

Bu kumpası
ilmek ilmek örüp
“gülerek izleyen”ler
hesap verdiğinde bitecek!

Durumu vahim bulup
“zarar verdiysem,
bedelini cebimden öderim”
diyenler
o bedeli ödediğinde
bitecek;
hem de kuruşu kuruşuna!

“Üflemeyle sönmeyen ateşin”
kundakçıları
o ateşte
cayır cayır yandıkları gün
bitecek!

Rakı masalarında
dansözlükle yalanlarını pazarlayanların
o içtikleri rakılar
bi yerlerinden
fitil fitil geldiğinde
bitecek!

Manşetlerini, sütunlarını
doğru haberin mürekkebiyle değil,
pis ağızlarından akıttıkları
salyalarla süsleyenlerin
o iğrenç ağızlarına
hacet giderdiğimiz gün
bitecek!

Paraleli, teğeti, yamuğu
ne kadar geometrik oynak varsa
yargı önüne çıkıp,
adaletin keskin kılıcının
tadına baktığında
bitecek!

Ve işte o güne dek,
FENERBAHÇE’linin
sevdasını savunma inancı
ne olursa olsun
asla bitmeyecek!