LİMİTSİZ
FENERBAHÇE’ye işkence etmenin,
acı çektirmenin,
adaletsizliğin
hiçbir zaman
limiti olmadı
Türk Futbolu’nda..
Buz gibi golleri eritildi,
kabak gibi penaltılarına
turşu kuruldu..
Göz göre göre,
alenen,
misal Denizli’de olduğu gibi
“cayır cayır”
şampiyonlukları çalındı..
Birileri
“ince ayar” çalışmalarla
“perde arkası” işlerle
kollanıp iteklenirken,
FENERBAHÇE
şike iftira kuyusuna itildi..
İtildiğimiz kuyu
mezara çevrilip,
her hafta
üstümüze toprak atıldı,
umutlarımız, hayallerimiz,
emeklerimiz
canlı canlı gömüldü..
ÇUBUKLU’ya hapsolmuş
sevdalı yürekler,
demir parmaklıklara
mahkum edildi..
Taşlandı,
“sopa”landı,
gazlandı
ve hatta
kurşunlandı!
Yalanla, dolanla
Avrupa yolları kapatıldı,
hakkı gasp edildi,
milyarca lira
zarara uğratıldı.
Biat etmediği için,
boyun eğmediği için,
sistemin kuklası olmadığı için
defalarca,
tekrar tekrar
cezalandırıldı!
Kurumlarıyla,
kurullarıyla,
“kutu”larıyla,
bedel ödetildi,
fatura hep bize kesildi..
Şimdi de
harcama limitiyle
harcamaya çalışıyorlar
koskoca çınarı!
Ama SARI LACİVERT yüreklerin
FENERBAHÇE’ye sevdasının
limitsiz olduğunu
yine unutarak..
Tosladıkları duvar
hala yerinde..
yıkamadıkları son kale
gedikler almış olsa da
hala ayakta..
FENERBAHÇE’linin
FENERBAHÇE’ye bağlılığına
ve mücadele azmine
limit koymaya kalkanları
bekliyor!
Denemesi bedava!
5 Ağustos 2020 Çarşamba
9 Temmuz 2020 Perşembe
DÖRT İŞLEM
Bi acayibiz
FENERBAHÇE’liler olarak,
kabul edelim..
Sevdaya el uzatıldığında
en balyozundan yumruk oluruz da,
kendi içimizde ayrışırız
hemencecik..
Hep bi matematiğimiz
Hep bi matematiğimiz
şaşar zaten..
11 puan geriden gelip
şampiyon oluruz..
17’de 16 yaparız
sıkıya gelince..
103 gol atarız tek
sezonda..
3-0’dan geri dönüp
4-3’ü buluruz..
10 kişiyle 6 atarız falan..
Alt tarafı dört işlem var
3-0’dan geri dönüp
4-3’ü buluruz..
10 kişiyle 6 atarız falan..
Alt tarafı dört işlem var
matematikte..
Onun da
yanlışlarını seçeriz
lazım olduğunda..
Gücünü TOPLAYIP,
Gücünü TOPLAYIP,
okkalı bi tokadı
kuyunu kazanların
suratlarına ÇARPMAK
varken,
aşkı ıskartaya ÇIKARTIP,
BÖLÜNMEYE yüz tutmak niye?
Ha bak bölünme deyince de
aşkı ıskartaya ÇIKARTIP,
BÖLÜNMEYE yüz tutmak niye?
Ha bak bölünme deyince de
üstümüze yok ha,
doğruya doğru..
AZİZ’ciler, ALİ'ciler,
AYKUT’çular, ALEX’çiler..
ERSUN'cular..
AZİZ’ciler, ALİ'ciler,
AYKUT’çular, ALEX’çiler..
ERSUN'cular..
Topçusunu her fırsatta
gömen de var aramızda,
ne yaparsa yapsın
Tanrı gibi görüp
kutsayan da…
LACİVERT’ten hazzetmeyip
sırf SARI giyineni de gördü bu gözler,
“SARI parçalılarda da var ya,
LACİVERT’ten hazzetmeyip
sırf SARI giyineni de gördü bu gözler,
“SARI parçalılarda da var ya,
en güzeli LACİVERT” diyeni
de..
Oysa ki SARI
Oysa ki SARI
tek başına sadece SARI,
LACİVERT sadece LACİVERT..
Yan yana olduklarında
ÇUBUKLU onlar..
Yan yana yıkılmaz bir duvar..
Eksilmeyeceksin Kardeşim..
Ne inancından,
ne umudundan,
ne mücadelenden
eksilmeyeceksin..
Bölünmeyeceksin
ocu, şucu, bucu diye..
Fikir farklıları candır,
derin ayrılıklar cana kast..
Ha göre göre
bölmeyeceksin de..
Hata yaptığını,
yıprandığını, yıprattığını
göreceksin..
Ömür verdiğin sevdayı
Eksilmeyeceksin Kardeşim..
Ne inancından,
ne umudundan,
ne mücadelenden
eksilmeyeceksin..
Bölünmeyeceksin
ocu, şucu, bucu diye..
Fikir farklıları candır,
derin ayrılıklar cana kast..
Ha göre göre
bölmeyeceksin de..
Hata yaptığını,
yıprandığını, yıprattığını
göreceksin..
Ömür verdiğin sevdayı
omuzlayacak, düşürmeyeceksin;
çakalların kucağına da,
kendi hırsının, egonun eline
de..
“Aynı sesi çıkarmadıkça
“Aynı sesi çıkarmadıkça
başarılı olunamaz” diyorsan
yükselen sese
kulak vereceksin..
Sevda da hepimizin,
dava da..
Sevda da hepimizin,
dava da..
Tek başına
sahiplenmeyeceksin!
Eskiye sövmeyeceksin,
yeniyi dövmeyeceksin!
Başkanı, hocayı, topçuyu
ne hata yaparsa yapsın
pohpohlayıp övmeyeceksin!
"Enkaz devraldım"
edebiyatı yapmayacaksın
ama
enkaz da bırakmayacaksın!
Pantolon çekmeyeceksin,
ceketsizden hesap soracaksın!
Küsmeyeceksin
ne olursa olsun,
yeni gelene omuz vereceksin,
yol göstereceksin!
Vaziyet kötü,
gidişat vahim;
kabul..
Ama en olmadık zamanlarda,
en acayip refleksleri gösteren
güçtür FENERBAHÇE,
unutma!
Ve sen FENERBAHÇE olmadıkça
attıkları yumruğa makas,
sıktıkları mermiye taş,
golüne ofsayt,
penaltına “oyna” demeye
devam ederler..
Problem belli
ama çözüm de net!
Gücünü BÖLME!
Bir araya TOPLA!
Sıkı bir yumruk ÇIKAR!
Ve yüzlerine ÇARP!
sahiplenmeyeceksin!
Eskiye sövmeyeceksin,
yeniyi dövmeyeceksin!
Başkanı, hocayı, topçuyu
ne hata yaparsa yapsın
pohpohlayıp övmeyeceksin!
"Enkaz devraldım"
edebiyatı yapmayacaksın
ama
enkaz da bırakmayacaksın!
Pantolon çekmeyeceksin,
ceketsizden hesap soracaksın!
Küsmeyeceksin
ne olursa olsun,
yeni gelene omuz vereceksin,
yol göstereceksin!
Vaziyet kötü,
gidişat vahim;
kabul..
Ama en olmadık zamanlarda,
en acayip refleksleri gösteren
güçtür FENERBAHÇE,
unutma!
Ve sen FENERBAHÇE olmadıkça
attıkları yumruğa makas,
sıktıkları mermiye taş,
golüne ofsayt,
penaltına “oyna” demeye
devam ederler..
Problem belli
ama çözüm de net!
Gücünü BÖLME!
Bir araya TOPLA!
Sıkı bir yumruk ÇIKAR!
Ve yüzlerine ÇARP!
2 Temmuz 2020 Perşembe
3 TEMMUZ NE ZAMAN BİTER?
Bir FENERBAHÇE’li olarak
son düdük çalmadan
“kazandık” dememeyi
öğrendik
elhamdülillah!
son düdük çalmadan
“kazandık” dememeyi
öğrendik
elhamdülillah!
Suçlu
değildik ki
aklanalım!
Savcı talebine
Savcı talebine
hakim
kararına
ihtiyacı
yok
SARI
LACİVERT vicdanların..
3 Temmuz sabahı
zaten kararını verdi
FENERBAHÇE’li..
Ne alçak kumpasın maşalarının
yargılanması
bitirir
içimizdeki kor alevi
ne de mahkeme kararı!
3 Temmuz sabahı
zaten kararını verdi
FENERBAHÇE’li..
Ne alçak kumpasın maşalarının
yargılanması
bitirir
içimizdeki kor alevi
ne de mahkeme kararı!
Yargıtay
suçsuzluğumuzu onaylayıp
tokmağı vurduğu an da
suçsuzluğumuzu onaylayıp
tokmağı vurduğu an da
bitmeyecek
o
yangın!
Bu kumpası
Bu kumpası
ilmek
ilmek örüp
“gülerek izleyen”ler
hesap
verdiğinde bitecek!
Durumu
vahim bulup
“zarar
verdiysem,
bedelini
cebimden öderim”
diyenler
o
bedeli ödediğinde
bitecek;
hem
de kuruşu kuruşuna!
“Üflemeyle sönmeyen ateşin”
“Üflemeyle sönmeyen ateşin”
kundakçıları
o
ateşte
cayır cayır yandıkları
gün
bitecek!
Rakı masalarında
Rakı masalarında
dansözlükle
yalanlarını pazarlayanların
o
içtikleri rakılar
bi yerlerinden
fitil fitil geldiğinde
bitecek!
Manşetlerini, sütunlarını
Manşetlerini, sütunlarını
doğru
haberin mürekkebiyle değil,
pis
ağızlarından akıttıkları
salyalarla
süsleyenlerin
o
iğrenç ağızlarına
hacet
giderdiğimiz gün
bitecek!
Paraleli,
teğeti, yamuğu
ne
kadar geometrik oynak varsa
yargı
önüne çıkıp,
adaletin
keskin kılıcının
tadına
baktığında
bitecek!
Ve
işte o güne dek,
FENERBAHÇE’linin
sevdasını
savunma inancı
ne
olursa olsun
asla
bitmeyecek!
2 TEMMUZ’un YILDÖNÜMÜ
2 Temmuz 2011 günü
sezonu açarken
“Sıkıntılı başladığımız sezonu
şahane bir şekilde bitirdik” diyordu
AYKUT KOCAMAN,
asıl sıkıntının
ertesi gün başlayacağını
bilmeden..
Bilmiyorduk. Hiç birimiz..
O yüzden
o gece FENERBAHÇE’li olarak uyuyup
sabah
FENERBAHÇE’nin ta kendisi olarak
uyandık!
Şampiyonlar Ligi
hayalleri kuruyorduk,
mahkeme, cezaevi kapılarında dolaştık
sezon boyunca..
Balayındaydık kimimiz..
Değil ayımız,
yıllarımız zehir oldu,
düğüm oldu
boğazlarımızda..
O gece baba oldu
bazılarımız..
3 Temmuz da doğumgünümüzdü.
Hiç kutlamadık
o günden beri..
2 Temmuz 2011 günü
sezonu açarken
“Sıkıntılı başladığımız sezonu
şahane bir şekilde bitirdik” diyordu
AYKUT KOCAMAN,
asıl sıkıntının
ertesi gün başlayacağını
bilmeden..
Bilmiyorduk. Hiç birimiz..
O yüzden
o gece FENERBAHÇE’li olarak uyuyup
sabah
FENERBAHÇE’nin ta kendisi olarak
uyandık!
Şampiyonlar Ligi
hayalleri kuruyorduk,
mahkeme, cezaevi kapılarında dolaştık
sezon boyunca..
Balayındaydık kimimiz..
Değil ayımız,
yıllarımız zehir oldu,
düğüm oldu
boğazlarımızda..
O gece baba oldu
bazılarımız..
3 Temmuz da doğumgünümüzdü.
Hiç kutlamadık
o günden beri..
Mezun olduk, kep attık
2 Temmuz günü..
Ertesi gün
yeni bir hayatımız olacaktı,
gerçekten de
yeni bir hayatımız oldu
SARI LACİVERT duvara dönüşen..
Sıradan bir yaz günüydü
2 Temmuz
cennetten çiçek topladığımız
rüyalarımızda..
3 Temmuz sonrası
cehennemi tattık..
“Türkiye’de bize rakip yok” diyorduk
Cumartesi günü..
Pazar gördük ki
meğer tüm Türkiye
bize rakipmiş..
“Dar gelir lan bu lig” derken
daracık koğuşlara attılar
canlarımızı..
Kupalar, sevinçler,
heyecanlar
inşa ederken
umutlarımızda
tüm dünya
başımıza yıkıldı!
2 Temmuz günü..
Ertesi gün
yeni bir hayatımız olacaktı,
gerçekten de
yeni bir hayatımız oldu
SARI LACİVERT duvara dönüşen..
Sıradan bir yaz günüydü
2 Temmuz
cennetten çiçek topladığımız
rüyalarımızda..
3 Temmuz sonrası
cehennemi tattık..
“Türkiye’de bize rakip yok” diyorduk
Cumartesi günü..
Pazar gördük ki
meğer tüm Türkiye
bize rakipmiş..
“Dar gelir lan bu lig” derken
daracık koğuşlara attılar
canlarımızı..
Kupalar, sevinçler,
heyecanlar
inşa ederken
umutlarımızda
tüm dünya
başımıza yıkıldı!
Yeni transferleri beklerken
bir anda
aklımıza bile gelmeyen bir mücadeleye
transfer olduk
topyekun..
Çocuktuk,
bir gecede büyüdük!
Emenike’nin Niang’la
çift forvet oynadığı anın
görüntüleri
kafamızda canlanırken
para sayma görüntüleri olduğunu söylüyordu
aşağılık haber bültenleri..
“Koskoca FENERBAHÇE Başkanını
içerde tutacak halleri yok ya”
demiştik,
1 yıl hapiste yatırdılar!
İyinin kazanacağına dair
ümitlerimiz yeşermişti.
Adalete olan inancımızı kaybettik
bir gün sonra..
Çıtayı çok yükseltmiştik.
Sopayla çıktılar karşımıza..
Kahvaltıda ne yeriz diye
uyandığımız sabah,
gaz yediğimiz,
cop yediğimiz,
terörist diye damga yediğimiz günlerin
başlangıcıymış meğer..
Tek derdimiz
“yan pas”tı.
İğrenç bir kumpasın
içinde bulduk kendimizi..
Dualarımız vardı
masum, samimi..
Beddualarımız oldu
gözyaşlarımızla beslenen..
Bir gün önce
zaten biliyorduk
tertemiz olduğumuzu.
Bir gün sonra
şüphenin zerresi bile olmadı!
Eylül olsa da sezon başlasa’dan
Şubat olsa da
mahkeme başlasa'ya evrilen
acayip bir süreci yaşadık
iliklerimize kadar..
O günden sonra
ömrümüzden yıllar,
çevremizden dostlar,
para, ev, iş
kaybettik.
Ama “FENERBAHÇE için
bir şeyler yapmalıyım” inancını
hiç kaybetmedik!
Bir daha asla
2 Temmuz öncesine
dönemeyeceğiz.
Ama bize 3 Temmuz’u yaşatanlardan
mutlaka hesap soracağız!
NOT : Bu yazı aşağıda twitter hesapları olan değerli FENERBAHÇE’lilerin katkılarıyla yazılmıştır. Her birine ayrı ayrı teşekkür ederim.
@impatient1907
@eminsin1907
@FENERBAHCEGO
@tarum1966
@fenerlikontes
@mervepekdgn1907
@AfsrSelenay1907
@delilacivert
@mustafa_d3mir
@emrah_mercan
@kocamanFbli
@Ergun97
@Avalancheer
@idriskocaman59
@FSivaci
@hakahacken
@solayagi
@Fariz_rsg
@mehmetaligven3
@a_mahmut
@AlimHas24518267
@IclalYarkutay
@goktugdalgic
@Meolgun
@mrtgul1907
@EminD_1907
@GizliForvet
@birsen_guneysu
@1907_Cubuklu
@karaarslan_khan
@Vakanuvis31
@vdtakturk
@TanzerDuran
@BirginYusuf
@Metehan48331280
1 Temmuz 2020 Çarşamba
3
TEMMUZ 1 KUMPAS
Düzmece büzdürmece
dil üstünde aldatmaca!
Allem kulem
hacıyatmaz
afiyetle yutturmaca!
3 Temmuz 1 kumpas
burgu burgu
bir kurgu..
Silahlı milahlı montajlar
ömrübillahlı şantajlar!
Medyanın uşaklığı
yalanın gevşekliği!
Sehven yazılan adresler,
bunu okutmaya çalışan
teresler..
İçimizi acıtan
serum şişeleri
manşetleri süsleyen
kara çalma klişeleri!..
Tarla yeşillendi mi?
Buğday başaklandı mı?
1 Numaranın havuzu,
inşaatın tapusu!
Mumu yatsıya kadar yanan
Billyoner yalanı!
Kalemleri satılık
lejyonerler talanı!
İpe sapa gelmez
19 maçlık fezlekeler..
Kaldır kolları oh oh
şıkıdım şıkıdım
mezdekeler!..
Hiç doğmayan kız kardeşe
verilen arabalar,
olmayan görüntülerde
sayılan paralar!
Önceden bilip
gülerek izleyen kahinler,
görmezden gelinen
doğan görünümlü şahinler!..
Gazete haberlerinden çıkartılan
safsata “yüzde yüz”ler!
Jurnali tezgahlayan
yüzsüzoğlu yüzsüzler!..
İçki sofralarından kalkıp
binilen
imamın çok oturgaçlı kayığı!
Kukla gibi oynatılan
bademin pis bıyığı!
Onurun harcandığı
vıcık vıcık çıkarlar..
Köşeleri tutan
ağzı salyalı çakallar!.
Hiçe sayılan
masumiyet karinesi!
İftihara geçen(!)
iftiralar karnesi!
El etek öpen takkeciler,
keselerini dolduran
cukkacılar!
Gerçekleri saklayanlar,
suçluları aklayanlar..
“Gerekirse mermi kullanın”
borazanları..
Sağa sola saldıran
güç abazanları..
Helikopterden sıkılan
biber gazları..
Tomaya atılan(!) kafanın
şark kurnazları..
Musallat olunan kupalar,
korkutulan sopalar..
Kes yapıştır tapeler
itinayla takılan tıpalar!..
“İnce ayar” manevralar..
En kalınından palavralar..
Nutella’dan hallice mütalaa,
iddia kuponundan bozma
iddianameler!
İşkembe-i kübradan sallayan
süpper savcı,
hariçten okunan
inleyen nağmeler!..
Verildi fetvalar,
kırıldı kalemler,
ama direnişle taçlandı yine de
“sevginin gerektirdiği”
eylemler..
Dört bir yanı
ihanetin o leş ateşi bürüdü!
SARI LACİVERT sevdalılar
adalet için
özgürlüğe yürüdü!
METRİS’te, ÇAĞLAYAN’da
CADDE’lerde, MEYDAN’da..
Yollarda, stadlarda..
YAYLA’da, salonlarda!..
Dönmeyecek yolundan asla
hiçbir FENERBAHÇE’li..
Zaten çok zaman oldu
o sınırı geçeli!..
İster hain olun,
ister tümüyle gaddar!
Devran dönüyor işte
zamanlama manidar!
Bu kumpasın “as”ları
hesap verene kadar
Bitmeyecek bu dava
büyük yeminimiz var!
Düzmece büzdürmece,
bildiğin aldatmaca!
Kare kare çözülecek
bu aşağılık bulmaca!..
24 Haziran 2020 Çarşamba
OBRA KADABRA
Bazı şeyleri hiç olmayan
bazı şeyleri de
haddinden fazla olan
çocuklardık biz..
Mahallemizde pota yoktu ama
annemizin el işi kasnağını
ahşap elektrik direğine çivileyip
az çember yapmadık biz
panya nedir bilmeden..
Pahalıydı,
hiç olmadı basket topumuz..
Ama harçlıkları biriktirip
bakkaldan aldığımız naylon topun
neyi eksikti ki Allahaşkına..
Tamam,
basket forması alacak paramız yoktu..
Zaten paramız olsa da
alacak yer yoktu..
Ama atletlerimiz vardı
arkasına ispirto kalemle
numara yazdığımız..
Az büyüyüp
lise yollarına düştüğümüzde
bedenci “hadi serbestsiniz” desin diye
gözünün içine bakardık
o tek potanın altına
koşabilmek için..
Üstümüz başımız delik deşikken
deliksiz basket attığımızda
kral gibi hissederdik
kendimizi..
Kanımız daha deli..
Bir kızı sever gibi sevmezdik de
kızlara hava atmak için
severdik işte
basketi..
Boyumuz kısaydı,
smacı basamazdık..
Ama
“smacı basmadan duramadığımız”
rüyalar kurardık
gerçekleşeceğini bilmeden..
Hiç bi şeyimiz yoktu evet,
ama hayallerimiz vardı işte..
Güzel hayaller..
Masum hayaller ulan..
Ha bi de
yere göğe sığdıramadığımız
sevdamız vardı
ÇUBUKLU’dan yana..
Tek eksiğimiz
bi sihirdi aslında..
Yüreklerimize,
o masum hayallerimize dokunacak
bi sihir..
Sonra o geldi
elinde
görünmeyen
sihirli bi değnekle..
Kendisi zaten inanıyordu,
bizi de inandırdı
yapabileceğimize..
O pamuklara sarmaya kıyamadığımız
hayallerimizi
sevdaya katıp
harman etti.
Hem büyüttü çocukluklarımızı
hem de hep çocuk kaldık
bi yandan..
Bi takım kurmadı sadece..
Savaşmaya,
savaşıp kazanmaya
aç bi ordu kurdu
milyonlarca askeri olan..
Düştük,
ayağa kaldırdı.
Pes etmemek
bizim ruhumuzda vardı,
bizi anladı,
izin vermedi
teslim bayrağı çekmemize..
Yalnızca
müzemize kocaman kupalar değil,
kalplerimize
tarifsiz bi gurur,
adımıza
düğme ilikleten bi saygı,
SARI LACİVERT aşkın geleceğine ekilen
taptaze tohumlar
kazandırdı.
Kupalar falan hikaye de zaten
yüzlerce meydanda
dev ekranlarda
basket izletti be
şu futbol topundan başka
top bilmeyen ülkeye..
Üzerine uzandıkları
FENERBAHÇE bayrağına
çamuru, kiri değmesin diye
ayaklarını havaya kaldıran çocukların
yüzlerindeki ışıkta
hatırlanacak hep..
Belki hiç bilmeyecek
hayatlarımızda dokunduğu yerin
anlamını!
Efsanenin ruhunda yaşayacak
o ruha yakışan
sihirinin izleri,
unutulmayacak hiç!
Onun adı KRAL!..
Onun adı BABA!..
Onun adı
ZELJKO OBRADOVIC!.
Bazı şeyleri hiç olmayan
bazı şeyleri de
haddinden fazla olan
çocuklardık biz..
Mahallemizde pota yoktu ama
annemizin el işi kasnağını
ahşap elektrik direğine çivileyip
az çember yapmadık biz
panya nedir bilmeden..
Pahalıydı,
hiç olmadı basket topumuz..
Ama harçlıkları biriktirip
bakkaldan aldığımız naylon topun
neyi eksikti ki Allahaşkına..
Tamam,
basket forması alacak paramız yoktu..
Zaten paramız olsa da
alacak yer yoktu..
Ama atletlerimiz vardı
arkasına ispirto kalemle
numara yazdığımız..
Az büyüyüp
lise yollarına düştüğümüzde
bedenci “hadi serbestsiniz” desin diye
gözünün içine bakardık
o tek potanın altına
koşabilmek için..
Üstümüz başımız delik deşikken
deliksiz basket attığımızda
kral gibi hissederdik
kendimizi..
Kanımız daha deli..
Bir kızı sever gibi sevmezdik de
kızlara hava atmak için
severdik işte
basketi..
Boyumuz kısaydı,
smacı basamazdık..
Ama
“smacı basmadan duramadığımız”
rüyalar kurardık
gerçekleşeceğini bilmeden..
Hiç bi şeyimiz yoktu evet,
ama hayallerimiz vardı işte..
Güzel hayaller..
Masum hayaller ulan..
Ha bi de
yere göğe sığdıramadığımız
sevdamız vardı
ÇUBUKLU’dan yana..
Tek eksiğimiz
bi sihirdi aslında..
Yüreklerimize,
o masum hayallerimize dokunacak
bi sihir..
Sonra o geldi
elinde
görünmeyen
sihirli bi değnekle..
Kendisi zaten inanıyordu,
bizi de inandırdı
yapabileceğimize..
O pamuklara sarmaya kıyamadığımız
hayallerimizi
sevdaya katıp
harman etti.
Hem büyüttü çocukluklarımızı
hem de hep çocuk kaldık
bi yandan..
Bi takım kurmadı sadece..
Savaşmaya,
savaşıp kazanmaya
aç bi ordu kurdu
milyonlarca askeri olan..
Düştük,
ayağa kaldırdı.
Pes etmemek
bizim ruhumuzda vardı,
bizi anladı,
izin vermedi
teslim bayrağı çekmemize..
Yalnızca
müzemize kocaman kupalar değil,
kalplerimize
tarifsiz bi gurur,
adımıza
düğme ilikleten bi saygı,
SARI LACİVERT aşkın geleceğine ekilen
taptaze tohumlar
kazandırdı.
Kupalar falan hikaye de zaten
yüzlerce meydanda
dev ekranlarda
basket izletti be
şu futbol topundan başka
top bilmeyen ülkeye..
Üzerine uzandıkları
FENERBAHÇE bayrağına
çamuru, kiri değmesin diye
ayaklarını havaya kaldıran çocukların
yüzlerindeki ışıkta
hatırlanacak hep..
Belki hiç bilmeyecek
hayatlarımızda dokunduğu yerin
anlamını!
Efsanenin ruhunda yaşayacak
o ruha yakışan
sihirinin izleri,
unutulmayacak hiç!
Onun adı KRAL!..
Onun adı BABA!..
Onun adı
ZELJKO OBRADOVIC!.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)